7 Eylül 2013 Cumartesi

Şimdi okullu olduk!

Bu pazartesi itibariyle okullu olduk :) Aslına bakarsanız bu hafta oryantasyon haftasıydı, ak koyun kara koyun önümüzdeki hafta belli olacak. 

Bu hafta hergün 2 saat okuldaydık. Sadece bu sene ilk defa okula başlayan öğrenciler katıldı oryantasyona. Herkes yeniydi yani. Amaç çocuklara 2 saat boyunca keyifli zaman geçirtmek, tam da keyif alırlarken eve gönderip heveslerinin kursağında kalmasını sağlamaktı :). Böylece ertesi gün okula gelmek konusunda daha istekli olmaları bekleniyordu! 

İlk gün şöyle bir stratejik hata yaptık, tam da herkesin geldiği sırada okula gittik, okulda bir curcuna hakimdi. Aslına bakarsanız ilk gün Ece'nin pek de hoşlanmadığı şöyle de bir durum vardı; öğretmenler çocukları hemen oyuna katmak için üzerlerine gelip davet ediyorlardı. Bizim Ece cadısının en sevmediği şey. Normalde O'nu kendi haline bırakıp ortamı gözlemlemesini sağlamak en doğru yöntemdir Ece için. O sonradan kendiliğinden ortama katılır zaten, davet beklemez. Neyse ki bu durumu farkeden öğretmenler sonra Ece'yi kendi haline bıraktılar. Biz zaten okuldaydık. Bir süre yanımızda takılıp sonra da bizden ayrılıp parka gitti öğretmeni ile. 

Salı günü daha kolay adapte oldu, sınıfa çıktı ama ara ara geldi aşağıya bizi yokladı orada mıyız hala diye. Çarşambadan itibaren bizi de yoklamamaya başladı, geldiği gibi sınıfa çıkıyor, 2 saat sonra eve gitme vakti gelince aşağı iniyordu. Bir ara mızırdanmış ama öğretmenleri oyalamışlar O'nu. Perşembe günü bakıcısının alışverişe gideceğini okul çıkışı O'nu alacağını söyledik, buna da sorun çıkarmadı.

Bu haftayı böyle adım adım, kolayca hallettik. Darısı önümüzdeki haftanın başına! Önümüzdeki hafta bizi neler bekliyor, merak ediyorum açıkçası. Birden tam gün okula başlayacağız. Bakalım Ece yine böyle keyifli gidecek mi okula? Bu arada tabi bir de eski bakıcısından ayrılıyoruz, bu hafta sondu. Artık yarı zamanlı bir bakıcıya geçeceğiz. Buna asıl Ece'nin tepkisi ne olacak, onu merak etmenin ötesinde bir yandan da korkuyorum çok! Yine de, bütün korkulara, alışır mı alışmaz mı endişelerine rağmen, okullu olduk işte . Ve Ece'nin okulu çok keyifli bir yer. Benim bile çocuk olasım geldi. Bu durumda önümüzdeki hafta için bize bol şans!

1 Eylül 2013 Pazar

Annesine ders veren Ece...

Thassos tatilinde Ece mutlu huzurlu bir şekilde kumda oynuyor, denizden kova ile su taşıyor, kendi başına oyunlar kuruyor, ben yanındaki şezlongda kitabım elimde keyif yapıyorum, babası hemen yanımdaki şezlongda bir güzel şekerleme yapıyor. Bundan güzel bir çocuklu tatil sahnesi olabilir mi? Olamaz! Peki o zaman bunu bozmak niye!

Olay şöyle cereyan eder; Ece'den birkaç metre uzakta, henüz 1-1,5 yaşlarında bir çocuk Ece'nin Thassos'a geldiğinden beri elini dahi sürmediği, kumun üstünde yatıveren kırmızı oyuncak balığı istemektedir. Çocuğun kırmızı balığı işaret ederek ağladığını gören iyi niyetli (saf!!!) anne, hiç tereddüt bile etmeden kalkar yerinden, alır Ece'nin önünden hiç oynamadığı oyuncağı, götürür verir çocuğa bi güzel. Hani Ece zaten o oyuncakla oynamıyor ya, e zaten Ece her zaman oyuncaklarını arkadaşlarıyla paylaşır ya! Ammaaaa daha geri dönmek üzere arkasını dönmeden çığlık kıyamet kopar. "Beaaa kırmızı balığım beaaaa!!!" İyi niyetli anne (!?) şokta. Bir önceki huzur sahnesinden eser yok. Sonuç, çığlık kıyamet ağlayan Ece. Anne O'nu teskin etmek için debelenir durur " E Ececim sen oyuncaklarını hep paylaşırdın arkadaşlarınla, hiç düşünemedim böyle birşey yapacağını" ve cevabını da alır; "o benim arkadaşım değil kiiiiii!" Haksız da sayılmaz çocuk yani! E bari en azından çocuğa bir sor, dimi? 'Veriyim mi oyuncağını' de,  'ver' derse götür ver!

Her zaman anneler ders verecek değil ya, hayatta insan her yaşta öğreniyor birşeyler, 3 yaşındaki çocuktan bile. Kendi oyuncağı üzerinde tabi ki söz hakkı var benim kızımın, 3 yaşında bile olsa. Büyümüş o gerçekten!

10 Ağustos 2013 Cumartesi

Kendi yatağında uyuyamayan kim acaba?

Anne: Ececim çok tatlısın, seni öpmeye doyamıyorum. Seni yemek istiyorum.
Ece: Anneciiiim, bence beni yememelisin, beni yersen ölersin!
Anne: Nasıl yani, neden öliyim?
Ece: Beni yersen ben biterim. Ben bitersem sen uyuyamazsın, bana sarılmadan uyuyamazsın sen çünkü. Sonra da ölersin!

Dikkatinizi çekerim, öyle bir senaryo var ki ortada, sanki bizim evde yatağında yanlız uyuyamayan kişi benim! O'na sarılmadan uyuyamazmışın! Uyanık köfte!

6 Ocak 2013 Pazar

Mini mini bir kuş!

Müzik kulağı babasına benzesin diye çok istemiştim ama pek umut yok galiba :)

21 Aralık 2012 Cuma

Büyük Mickey istiyormuş!


Ece'nin şimdiye kadar oyuncak inadı hiç olmadı. Hatta oyuncakçıya girip hiç oyuncak almadan çıktığı bile görülmüştür. Dolayısıyla çok fazla gereksiz oyuncak almayız biz. Daha çok el becerisi ve zeka geliştirici oyuncaklar alıyoruz. Hele peluş oyuncak almışlığımız çok azdır, hiçbirinin yüzüne bakmıyor çünkü.


Fakat sonrasında aile meselesi haline gelen olay şöyle gelişti. Ece normalde hergün sitede parka ya da çocuk kulübüne gider bakıcısıyla beraber. Hava kötü olduğunda da evlerde buluşuyorlar arkadaşlarıyla. Bu bizim aileler olarak çocukların kış aylarında da sosyalleşmesi adına çok memnun kaldığımız bir çözüm. Neyse, arkadaşı Eda'nın meğerse boyunca Mickey'leri varmış evinde. Fakat Ece bundan hiç bahsetmedi. Gel gelelim sonradan bombayı patlattı. Birkaç gün sonra kulübe giderlerken kendi Mickey'sini almak istemiş yanına. Normal boyda bir Mickey olur kendisi. Yolda giderken bakıcısına dönüp demez mi " İda (Eda) benim Mickey'me küçük demesin sakın Fafoş!"

Gördüğünüz gibi fazla gururlu bir cadı olur kendisi. Ne yalan söyleyeyim, benim hoşuma gitti bu durum. Herşeyin öyle fazla kolay elde edilir olmasını çok sevmiyorum ben. Hayatın gerçekleri ile şimdiden yüzleşsin :). Fakat tabi ki olay aile meselesi haline geldi. Olayı duyan anneanne, babaanne, hala, dayı, teyze "ben alırım kuzucuğuma" benzeri cümleler kurdu. Fakat bakıcısı galip geldi. Ertesi sabah elinde Ece kadar bir Mickey ile çıkageldi. Yukarıdaki fotoğraf da aile üyeleri ile paylaşıldı da herkes derin bir oh çekti.

26 Kasım 2012 Pazartesi

Çalışan anne olmak...

Bu akşam Ece ile uyumak üzere ikimiz yatağa yatmıştık ki, üst kattan gelen ağlayan bebek sesi ve aramızda geçen diyalog;

Ece: Bebek neden ağlıyoy annee?
Anne: Bilmem. Karnı acıkmış olabilir. Karnı ağrıyor olabilir.Düşmüş, bir yerini çarpmış, canı acımış olabilir.
Ece: Annesi işe gitmiş olabilir...

İçim parçalandı. Çok üzüldüm. Benim bacak kadar kızımın, bitanecik kuzumun, bebeğin ağlaması için bulduğu tek neden bu.

Zor iş bu çalışan anne olmak. Hep bir vicdan ile hesaplaşma durumu... Söyleyecek hiçbirşey yok...

Special design for Bir Ece Masalı by GeCe